Çarşamba Karısı

August 26, 2007

kaput

kaput muyuz kızlar?!

halbuki olay onlar için ne kadar kolay. onlar (erkek kısmısı) sadece prezervatif takmayı istemiyorlar. onlar için olay bundan ibaret. 

ama kızların içine dert oluyor "acaba" diyorlar "prezervatif kullanmadı yoksa…"

yoksası yok aslında ama kızlar kafayı takınca fena üşütüyorlar.

"..yoksa beni seviyor mu?"

"…yoksa beni sevmiyor mu"

iş burada bitse iyi. kızlar bu muhabbeti "sevişme sonrası muhabbeti" haline getirince…

"merak etme hamile kalmazsın dedi…"

"hamile kalmazsın ama kalırsan ilgilenirim dedi"

bir kadının kafasını yormasına değeceği kadar kimsenin ilgilendiği yok…

" 2+2=4"

ya da 

" 1+1+1+1=4, 2+1+1=4, 3+1=4…."

sadece takmıyorlar.

 

kimdin ben x idim evet. 

 

 

 

August 6, 2007

if windows is a live messenger i am a dead man

filmde kız sevgilisinin yazdığı bir şeyleri buluyor ve "vaaay demek hala unutamadın" tadında bir şeyler söylüyor, ardından "bana hiç böyle şeyler yazdın mı?"dan giriyor ve en sonunda kağıtları fırlatıp "beni bi daha arama, ben seni arayıncaya kadar arama" diyor.
 
şimdi!
 
ulan kadın, erkek milleti herkesi aynı şekilde sevecek olsaydı birini bırakıp diğerine gitmezdi bu bir hatta seni mi kırıcam şöyle söyleyeyim "bu biiiiiiir!" daha sonra ne demek "hala unutamadın" unuttuysa eşşektir zaten. ben kendi payıma unutulan olmak istemem hiç bir şekilde hatta gavurun deyimiyle "by all means" bile diyebilirim. zaten şu hayatta vazgeçilebilir olmak, daha fazla istenmiyor ya da sevilemiyor olabilmek bile yeterince acı (arabeski bi kenara bırakıp insan gibi düşünürseniz hepimiz yemekten sonra tatlı alabiliriz). etti mi sana "ikiiiiiiiii!" yetmemişse eğer tatlıya geçiyorum en güzel kısmı bu çünkü. hatta uğruna paragraf bile atlayabilirim.
 
"beni bir daha arama" tamam kabul, aramasın. peki ardından gelen "ben seni arayana kadar beni sakın arama" ne oluyor? nedir yani? nasıldır? kimdir? kiminledir? satılır mı? atılır mı? nasıl bir zayıflıktır, terkettiğin adamı neden arıyorsun? nasıl bir aşktır? aşk mıdır acı mıdır? 
ben şahsen bizzat kendim söylemek isterim ki, eşşek değilim hiç bir şeyi unutmadım hatta "by all means" adında bir köpek bile aldım kendime, bahçeyi bekliyor. hayat zor, ciddi anlamda zor çünkü biz yaşıyoruz onu. başka insanlarla birlikte hem de, utanmadan.  
 
 

July 25, 2007

R

Kandırılmaya müsade ediyorum.İnsanları kırmaktan nefret edip onlar tarafından sömürülmeyi kendime yakıştırabiliyorum.Bünyedeki bu kırgınlık daha fazla acı çekip daha kolay adapte olmamı ve buda daha rahat huzurlu ve köşeli düşünmemi ve yaşamamı sağlıyorki buda benim işime geliyor açıkcası..Günden güne ziyadesiyle daha ruhsuz biri olduğumu düşünmek üzmüyor aksine mutlu ediyor. Gerçek insanların gerçek dünyalarında gerçekmi gerçek bir karakter olduğumu anlamama neden oluyor.Bunu görmekse beni ayrılcalıklı yapıyor…Gerçek hayatlardan hoşlanmadığımı ve gerçek insanlar nefret ettiğimi görerek hayatımdan sıyrılabiliyorum…Kapımdan dışarı çıkmayı reddetmiyorum ve hergün içim çıkana kadar ağlıyorum.Çünkü yaşadığım hayatta rahat edemiyorum.

 

y

July 8, 2007

ihtiyaç kredisi

ilişki dediğin şeyin elinde sapı kaldığı zaman olan bitenlere farklı bir açıdan bakıyorsun. bazıları bakmıyor bile ki takdirimi kazanan onlar, kazanmayı bilenler de onlar, benim olamadığım insan tipi de onlar. bir ilişki sonrası olabilecek en kötü şey de talihsiz beyanatlar serisidir. kız erkek, haklı haksız hiç farketmez kim yaparsa yapsın bu talihsiz beyanatları isterlerse beş sene birlikte olmuş olsunlar sıfıra sıfır elde var sıfır olur hayat. heyhat! misal uzun süreli bir ilişki sonrası eski sevgiliniz dip boyası gelmiş bir zorla sarışın ile çıkagelirse bütün arkadaşlarınızın ortasına bu duruma ilk beş saniye hakkınızı kullanarak önce üzülüp sonra gülersiniz, dahası da konu ile ilgili bir beyanat vermeye kalktığı zaman da "benim de ihtiyaçlarım vardı" derse o zaman beş saniye kredinizi çoktan kullanmış olduğunuzdan dolayı en fazla telefon hakkınızı kullanıp yakın bir arkadaşınızı arayıp birlikte gülersiniz ya da seyirciye sorup yine gülersiniz. gülmezseniz siz osuruğa da gülmüyorsunuz demektir, osuruktan daha büyük aklınız vardır demek ki. günlük hayatta hiç bir işinize yaramaz. demem o ki ilişki sonrasında yapıp edeceğiniz bir sürü şeyin bir kısmı ister istemez insan doğası itibari ile eksi hanenize yazılacaktır, bir de buna beyanatlarınızla katkıda bulunmayın.

May 24, 2007

vega bile soruyor; “normal mi sence?”

 
bence gayet anormal, hem de inanılmaz derecede bile diyebilirim. olay şu, kabaca özetlemek gerekirse;

bir kadın ile bir erkek birleşip danaya giremeyeceklerini anladıkları günden beri, birleşip bir ilişkiye girmeye karar verdiler. hem daha zevk vericidir hem daha uğraştırıcıdır hem de uzun solukludur. amma velakin bu yazıda bizi ilgilendiren şey girdikleri ilişki değil, çıkarken hangi odanın ışığını açık unuttuklarıdır. kadınlar genelde hiç bir odanın ışığını açık bırakmak, bıraksa da sittin sene umrunda olmaz, halk kendilerine taş kalpli der, kuytu köşeleri dönerken taş bile atabilir, bizi ilgilendirmez.

ama erkekler nerdeyse bütün ışıkları açık bırakırlar ve ay sonu faturasını da sofrayı kuran öder. annelerinizi hatırladınız değil mi? o dünyanın en şirin insanları sofrayı size kurdurup, kalkarken de sofrayı kuran toplar derken aslında sizi bugünlere hazırlamaya çalışıyordu. yaa, işte bu yüzden koşun ananızı bir de benim için öpün. neyse ışık diyordum, evet erkekler bütün ışıkları açık bırakır, siz de faturayı ödersiniz. ödediğiniz her kuruş için de arkadaşlarınız şöyle der; "ah şekerim çok normal, biz kadınlar çok duygusalız" ya da "oh cicim inanır mısın seni çok iyi anlıyorum, erkekler hiç takılmaz böyle şeylere, hep biz kadınlar acı çekeriz, onlar çıkar gezer tozar yenisi bulur."

efendim, şimdi yanlış değilsiniz erkeklerin doğası (bütün erkeklerden özür dilemiyorum, çoğunuzu tanımıyorum bile) böyle evet, arada bazı kadınlar da böyle, gıpta ile baktığımız kadınlar var ya onlardan bahsediyorum. ama bırakınız bu işleri artık, normal değil bu ağlamalar zırlamalar, "normal" sıfatı altına sığınıp sapıtabildiğimiz kadar sapıtıyoruz. nesi normal bunun yahu? hayatımız erkeklerin bukelamun tadında toparlanıp ayak uydurmasına imrenmekle ve kendi zırlamalarımızı da haklı çıkarmak, insan doğası üzerine çıkarımlara varmak ile geçiyor hayatımız.

 
şimdi size toparlanın kadınlar! ağlamayın! filan demeyeceğim, demem de, ağlamak isteyen önden buyursun. burnu tıkanır ama ciğerleri açılır en azından. ama yeterin yahu yaptınız eylemi bir şeylerin arkasına saklamayın anacım, ağladınız tamam oh mis. doğaymış, normalmiş. suyun yüz derecede kaynaması da normal değil. çünkü bu bir gerçek, cümledeki tek gerçek de sizin ağlamış ve acı çekmiş olmanız, gerisini geçiceksiniz. saygılar.
 

April 26, 2007

kan toprağa değdi mi?

Filed under: sex, men, relationships

ayrılma niyeti güden erkek zeminin elverişli olduğunu anlamak için laf arasında hiç yapmadığı kadar regl kontrolü yapmaya başlar.

Bunu göre;

1. Bunu anlayan bir takım kızlar ayrılma arifesinde ya da ayrılmanın hemen ardından hamileyim numarası yaparlar.

2. Bunu anlayan bazı kızlar regl oldum diye açıkça belirtirler.

3. Bazen bunlara gerek kalmaz, adam o kadar korkuyordur ki arkasını sağlama almak için bizzat kontrol eder.  

Bitti.

 

April 8, 2007

görevimiz öpücük II sinemalarda

sevgili insanlar,

hayat zor ben de biliyorum ve yaptığımız ettiğimiz herşey bunu kolaylaştırmak eğlenceli, komik hale getirmek için, bunu da biliyorum. ama kendinizi komik hale düşürmek olduğu konusunda şüphelerim var ciddi bir şekilde. mesela size hemen küçük bir örnek vereyim. bir kız sevgilisi ile girdiği bir ortamda başka bir kızı tehdit olarak görüyorsa eğer bu kızcağızı komik durumlarda görmek mümkündür. doğası itibariyle de sahnede tek başına olmak istemeyeceğinden kelli hemen sevgilisini bileğinden kavradığı gibi sahneye çıkarır.

sadece gözlerine bakarak ya da dürterek sahipli olduğunu belirtmenin en basit yolu olan öpücük kaygısına düşer. erkek arkadaşı da yardımcı erkek oyuncu rolününün hakkını vermezse eğer geceyi salondaki kanepede geçireceğini bildiğinden ötürü kolları sıvar, dudaklarını ıslatır. herkesin görebileceği bir noktafa ve hatta mümkünse kızı sıkarak ve hafif arkaya eğerek uzun okkalı bir öpücük verir kıza. kızcağızımız rahatlamıştır ve hatta etrafında bakıp gördüler mi diye kontrol etmek zorunda değildir. hak yerini bulmuştur, bu erkek evladı onundur ve bunu herkes görmüştür.

bana sorarsanız gereksizdir, o çocuğu kapacak olan elbet kapar, iki el tutmaya bir öpmeye kimse kurtulamaz şu dünyada, vallahi olmaz bi çayımı içmeden göndermem. işte bu durumlarda biz o insanlarla gülmüyor bilakis o insanlara gülüyor oluyoruz. öpüşmek bir görev değildir, güdüdür güdü!

z

April 6, 2007

bir tükürük olarak bireysellik

(ilişki denen şeyden maraz doğar) + düz mantık = ilişki iyiliktir!

ilişki bir tarafın diğer tarafa yaptığı bir iyiliktir. gözümün içine bak ve bunun yanlış olduğunu söyle, söyleyemedin işte, bu kadar basit. yok yere kırmayalım birbirimizi.

şimdi ilişkinin boka sardığı anda iyilik değil kötülük vardır, eh yukardaki formülde "kötülük" olmadığına göre demek ki, kötülüğün olduğu yerde ilişki bitmiştir. eveeet ilişkileri de çözümlediğimize göre bir sonraki dersimize geçebiliriz, bünyede sarışınlık yok ama şu aralar feci aşeriyorum sarışınlara o ayrı. x size anlatır, algı seviyesi ile ilgili bir durum bu.

kimdim ben?

ikinci dersimize geçelim; bireysellik. hatta şöyle yazalım daha iyi anlaşılır; BİREYSELLİK. ne kadar heybetli değil mi? şimdi yukarıdaki insert emotion düğmesi gözüme çarptı ama buraya koyacağım duygusal ikonu bünyenizden seçip köşe bir yere kendiniz de iliştirebilirsiniz. her neyse, dersimize bir tata sözü ile başlayalım;

"Bir insanın bireyselliğini iki buçuk sene elinden alıp daha sonra suratına tükürür gibi geri veremezsiniz" evet buna katılıyoruz, zaten biz sarfettik, söylediğimizin de arkasında duruyoruz, şahaneyiz. ilişki dediğin şey iki insan arasındaki duvarları eritirken sistem ufak bir hata veriyor ve bireylerin bireysellikleri de eriyor bu zaman zarfında. insan kendisine alan yaratmalı ve bu alanı ilişki boyunca da korumalı derler ya herhalde bunun en büyük yalan olduğunu benim söylememe gerek yok, belli bir yaşa gelmiş her türk genci bunu biliyordur. kişi hep aynı hatayı yapar, bir diğerini hayatının merkezine oturtur, ha eğer oturtmadıysa zaten ilişkinin başından beri tuvalete değil oturağa sıçıyordur ama karşı taraf bunu anlayamaz.

dolayısıyla ilişkide açıklık bir mitoloji öğesidir, bir taraf her zaman gediklerini sıçtığı boklarla sıvar, kapatır. diğer taraf ise bok kokusu burnuna gelmeyecek kadar fazla oda spreyi sıkar mekana. hayat böyledir hatta hiç değişmez ama insanlar değişir, pişmanlıklarda ise çok az bir değişim olur ama genel görüntü aynıdır. hiç bir alıcı ile oynamanız durumu değiştirmez ama tabi bu da insanlığın bilinmeyen yönlerinden birisidir.

demem o ki, uzun ilişkilerin en boktan yanı budur; bireyselliğiniz elinizden alınır ya da siz altın tepside sunarsınız bunu. geriye kalan tek şey (hazır bu kadar "bok" lafı etmişken) şudur;

"23. diğerinin bokunu temizlemek, aşkın varlığını kanıtlamaz. diğerinin aşkını temizlemek, bokun varlığını kanıtlar." 

viva cem akaş, te queremos!

March 25, 2007

vicdan azabının kabir azabına doyduğu an

 

 

abicim bir kere şu vicdan ve ilişki işini bi ayırın ona göre rahat yaşayalım. cidden olmuyor böyle. ayrılık ve terkedilme sonrası insanın kendine gelme sürecini perçinleyen şeyler içmek, dışarı çıkmak, eğlenmeye çalışmak ve benzeridir. ama burada default olarak gelen şeyler de mevcut, ayrılık ve terketme yapısı itibari ile kişinin rahibe ya da papaz gibi (dini bazda sallıyor olabilirim ama siz anladınız) kendisini manastıra kapatma edası içinde olmasıdır. en azından öyle algılanır,dolayısıyla eğlence kültürü ayrılık ve terketme ile kimya uyuşması yaşayamaz, daha doğrusu toplumcum’a göre yaşamamalıdır. bana göre yaşamalıdır ama terzi kendi söküğünü dikemez o ayrı.

şimdi dışarı çıktığı görülen kişi ya fişlenir ya adı çıkar ya da "bu mu lan acı çeken, hont hont geziyor, yemede içmede" denir, ayıplanır. bunların hiç biri olmadı diyelim, küresel de ısınmıyoruz, pazartesileri soğuk ve yağışlı geçiyor diyelim. yine de bunun olabilitesi düşüncesi insanı yer bitirir ve eğlendiği eğleneceğinden kendisine geri kalan tek şey vicdan azabı olur. "bir daha çıkmayacağım, yuh bana" der insan, nihayetinde insan da kendini anlayamayan bir hayvandır.

March 20, 2007

ayrılma da gel ayrılmaya gel

ayağımıza gelip ya da bir yerde buluşup ayrılan erkeklere hatta telefonlarını açanlara minnettar mı olmalıyız?

x

Get free blog up and running in minutes with Blogsome
Theme designed by Gary Rogers