elma şekerinin en sevmediğimiz kısmı sapıdır, onunla hiç bir şey olmaz. ilişkide de siz birisinin sapısınızdır ya da birisi sizin sapınızdır. tek başınıza ilişki namına bir işe yaramazsınız. elma şekeri ne kadar güzelse, sapı o kadar çirkindir. ama sonudur elme şekerinin, bir ilişkinin de en kötü günü yoktur, ilişkinin en kötü günü ayrılınan gündür. eh, ayrılmak da hem ilişkiye dairdir hem de değildir. ölüm gibi, madem ölüm hayatın bir parçası değil neden korkuyoruz o zaman demişti birisi vakti zamanında ya da bunun gibi bir şey. neyse demem o ki ayrılmadıysan ilişkinin en kötü günü yoktur, kötü günü vardır.
hiç bir ayrılık iyi değildir, anlaşarak ayrılsanız bile. ciddiyim. çok ciddiyim. vicdan içerikli ayrılıklar burnundan getirir bütün ilişkiyi, şöyle ki; vicdan yapan taraf diğer tarafı bırakamaz. karşısındakine acır, onun üzülmesinden çekinir ama aslında süper bencildir. neden? çünkü yarın öbür gün kendisine "o bıraktı" denilecektir. bu da çağımızın küfürüdür bu da gençler arasında, dünyanın sonudur. ama kimse de çıkıp insan gibi "evet ulen ben bıraktım" diyemez. misal bundan aylar önce bir erkek bir kızı terketti, son telefon görüşmelerinde de "ama sen hayatına devam et olur mu" dedi. ben de "yuh!" dedim yine şöyle ki, insanlar ayrılınca ölmezler. bir ay iki ay ağlarlar, içerler, sürünürler, karı kızla yatar kalkarlar ya da delikanlıları kaldırırlar barlardan, sandalyelerden. sonrası malum, bu süreçte abuk bir şey yaptıysa ondan pişman olur yoksa hayatına devam eder.
evlilik ciddi bir müessese olabilir ama ısınma turu olarak ilişkiler de aynı ciddiyete sahip olmalı zaman zaman. ilişkide ayrılık ve vicdan işleri birbirinden ayrılsın kardeşim!
z