vega bile soruyor; “normal mi sence?”
bir kadın ile bir erkek birleşip danaya giremeyeceklerini anladıkları günden beri, birleşip bir ilişkiye girmeye karar verdiler. hem daha zevk vericidir hem daha uğraştırıcıdır hem de uzun solukludur. amma velakin bu yazıda bizi ilgilendiren şey girdikleri ilişki değil, çıkarken hangi odanın ışığını açık unuttuklarıdır. kadınlar genelde hiç bir odanın ışığını açık bırakmak, bıraksa da sittin sene umrunda olmaz, halk kendilerine taş kalpli der, kuytu köşeleri dönerken taş bile atabilir, bizi ilgilendirmez.
ama erkekler nerdeyse bütün ışıkları açık bırakırlar ve ay sonu faturasını da sofrayı kuran öder. annelerinizi hatırladınız değil mi? o dünyanın en şirin insanları sofrayı size kurdurup, kalkarken de sofrayı kuran toplar derken aslında sizi bugünlere hazırlamaya çalışıyordu. yaa, işte bu yüzden koşun ananızı bir de benim için öpün. neyse ışık diyordum, evet erkekler bütün ışıkları açık bırakır, siz de faturayı ödersiniz. ödediğiniz her kuruş için de arkadaşlarınız şöyle der; "ah şekerim çok normal, biz kadınlar çok duygusalız" ya da "oh cicim inanır mısın seni çok iyi anlıyorum, erkekler hiç takılmaz böyle şeylere, hep biz kadınlar acı çekeriz, onlar çıkar gezer tozar yenisi bulur."
efendim, şimdi yanlış değilsiniz erkeklerin doğası (bütün erkeklerden özür dilemiyorum, çoğunuzu tanımıyorum bile) böyle evet, arada bazı kadınlar da böyle, gıpta ile baktığımız kadınlar var ya onlardan bahsediyorum. ama bırakınız bu işleri artık, normal değil bu ağlamalar zırlamalar, "normal" sıfatı altına sığınıp sapıtabildiğimiz kadar sapıtıyoruz. nesi normal bunun yahu? hayatımız erkeklerin bukelamun tadında toparlanıp ayak uydurmasına imrenmekle ve kendi zırlamalarımızı da haklı çıkarmak, insan doğası üzerine çıkarımlara varmak ile geçiyor hayatımız.
